|
ULAŞIM
İlimiz
kara ve deniz ulaşımı açısından İstanbul, Bursa, İzmit arasında köprü vazifesi
görmektedir. İlimizden komşu İl ve İlçelere düzenli otobüs seferleri vardır.
Yalova'dan İstanbul'a düzenli olarak ekspres yolcu vapuru ve deniz otobüsleri
ile seferler yapılmaktadır.
a ) Karayolu
Ulaşımı
Yalova'nın çevre
İl ve İlçelere olan uzaklığı:
|
Yalova |
İstanbul |
174 km |
|
Yalova |
Kocaeli |
63 km |
|
Yalova |
Gölcük |
50 km |
|
Yalova |
Karamürsel |
30 km |
|
Yalova |
Orhangazi |
21 km |
|
Yalova |
Gemlik |
43 km |
|
Yalova |
Bursa |
69 km |
b)
Denizyolu Ulaşımı
Yalova'dan İstanbul-Kabataş'a ve Kartal'a düzenli expres ve deniz
otobüsü seferleri yapılmaktadır. Ayrıca Yalova'dan Yenikapı'ya arabalı
deniz-otobüsü ve Topçular'dan Eskihisar'a araba vapuru seferleri yapılmaktadır.
Yalova'da 9 Kasım l996 tarihinde yat limanı yapımı inşaatına başlanmış olup,
halen inşaat çalışmaları devam etmektedir.
İnşaatın tamamlanması ile yörenin turizme ilişkin aktivitesi artacak ve değişik
boylarda yaklaşık 300 yat, limandan istifade edecektir.
TARİHİ
Yalova yöresinde yerleşim çok eski tarihlere kadar gider.Önceleri
bataklık bir alan olan bugünkü il merkezinde yerleşim ise çok daha sonradır.
İlin
güneyinde Doğu-Batı istikametinde uzanan Samanlı Dağları'nın Antik Çağ'daki adı
Arganthonios idi.O devrin (NTH)'lı tipik Anadolu adı olan Arganthonios, bize
yöredeki yerleşimin İÖ.2 000'lere, yani Hatti-Hitit dönemine kadar gittiğini
gösterir.
Kent
merkezi yakınında bulunan kaplıcalar, Antik Çağ'da Pythia Thermai olarak
adlandırılıyordu. İlk çağdan beri yararlanılan şifalı sıcak maden suyu
kaynaklarında tesislerin kurulması ve geliştirilmesi, kentin büyüyüp
tanınmasında rol oynadı.
Yalova
yöresi, tarih içinde Bitinya, Roma, Doğu Roma (Bizans) toprakları içinde yer
aldı. Yerleşmenin antik dönemdeki tam adı bilinmemekle birlikte, yöreye
PYLOPYTHİA dendiği, çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.
Günümüzdeki Hersek ve Çiftlikköy arası, Roma,Doğu Roma (Bizans) İmparatorlarının
ve saray çevrelerinin yazlık sayfiye kenti olarak ün yapmıştı.
Adı geçen
bölge, HALİZONES TOPRAKLARI ya da YALAKOVASI olarak tanınıyordu.
Her
iki grup,
buradan güneybatıya,
İzmit Körfezi'nin güney
sahili boyunca
ilerleyerek,
Bizanslılar
tarafından
Kibotos,
Haçlılar
tarafından
Civetot olarak
adlandırılan
yere geldiler.
Burası,
Helenopolis (
günümüzde
Hersek Köyü)
civarında,
İmparator
Aleksios tarafından
kendi
ücretli
askerleri için inşa
ettirdiği müstahkem
bir yerdi.
Deniz kıyısında
olduğu için,
liman
olanakları
vardı.
İstanbul'dan
gelen lojistik
gemileri,
malzemeleri kolayca
buradaki
üsse
nakledebiliyorlardı.
Kibotos
, ayrıca
Anadolu içine açılan Dragon
Vadisi
( günümüzde
Yalakdere Vadisi
) ağzında
stratejik bir
konumdaydı.
Asıl Haçlı
ordusundan
önce gelen bu
öncü
birlikler,
sükunet içinde
yorgunluklarını
giderip
dinlenecekleri yerde,
civara yağma akınları
tertipliyorlardı.
Bu yağma
hareketlerinde,
Almanlar ile
İtalyanlarla
, Fransızlar,
yağma
hareketlerinde
birbirleriyle rekabet ediyorlardı.
Bu
öncü
birlikleri,
önceleri hemen karargâhları
yakınında bulunan araziyi yağmaladılar,
sonra yavaş
yavaş
yağma bölgelerini genişletmeye başladılar.
Bu yağmalardan Hristiyan köyler de paylarına düşeni alıyordu.
1096
yılı
Eylül ayı
ortalarında,
binden fazla Fransız,
İznik'e kadar sokulmaya cüret etti.
Bu sırada
İznik,
Selçuklu Sultanı
Kılıçaslan'ın başkentiydi
. Bunlar
şehrin varoşlarını
yağma ve tahrip,
hayvan sürülerini gasp ettikten sonra,
Müslüman-
Hristiyan ayırmadan yakaladıklarını
korkunç
işkencelerle
öldürdüler.
İznik'ten
üzerlerine gelen bir Selçuklu birliğini de geri püskürttüler.
İznik civarını
yağmalayan bu Haçlı öncüleri, Civetot'a dönerek, ganimetleri karargahta bulunan
Bizanslı gemicilere sattılar.
Fransızların
zengin ganimet sağlayan bu akınları, Almanların da kıskançlığını uyandırdı
21 Ekim 1096
sabahı, alaca karanlıkta sayısı 20 000'i aşan Haçlı grubu, Civetot'dan çıktı ve
Dragon Vadisi (günümüzde Yalakdere Vadisi)'ne doğru hareket etti.
Oysa Türkler,
Haçlı ordugahı Civetot'tan sadece 5 km. uzaklıkta, İznik'e giden yolun dar ve
ormanlık bir vadiye girdiği Dragon adlı bir köy yanında, pusuya yatmış
bulunuyordu. Hiçbir emniyet kuralına uymayan Haçlılar, vadiye girince, Türkler
ok atışını takiben hücuma giriştiler.
Vadi içinde
disiplinsiz ve başıbozuk bir şekilde ilerleyen Haçlılar arasında büyük bir
kargaşa ve bunu takiben panik başladı. Liderlerinin çabaları da bu paniği
önleyemedi. Çok kısa bir zaman içinde, Haçlı güruhu Civetot istikametinde
kaçmaya başladı.
Korkudan çılgın
hale gelmiş olan bu kaçak sürüsü, arkalarında kendilerini takip eden Türkler'le
birlikte, ordugahın ortasına geldi. Yakalananlar kılıçtan geçirildi.
Kurtulabilen 3
000 kadar Haçlı, deniz kıyısında bulunan eski bir saraya ulaşmayı başardı. Saray
çoktan terk edilmişti, ne kapısı, ne penceresi vardı. Buna rağmen Haçlılar, hemen
kapı ve pencereleri odun ile tıkayarak uydurma da olsa kendilerine bir savunma
mevzi hazırladılar.
Saray
kalıntısında Haçlıların direnişi devam ederken, muharebe meydanında öğle üzeri
her şey bitmiş bulunuyordu. Dragon Vadisi'nden sahile kadar bütün alan,
öldürülenlerin cesetleriyle doluydu.
Durumu öğrenen
İmparator, hemen güçlü askeri birlikleriyle doldurulan donanmaya mensup savaş
gemilerinden bir kaçına, denize açılma emrini verdi. Bizans savaş filosunun
Civetot sahiline yaklaşması üzerine, kıyıdaki saray kalıntısını muhasara eden
Selçuklu askerleri, muhasarayı kaldırarak çekildiler. Savaştan canlarını
kurtaranlar gemilere alınarak İstanbul'a götürüldü. Bunlara şehir varoşlarında
oturacak yerler verildi ve ellerindeki silahlar alındı.
Bu Haçlı
öncülerinin hareketinden sonra, asıl Haçlı birlikleri bölgeye gelince, hakimiyet
XI nci
yüzyılın sonlarında, Türkler bölgede görünmeye başladılar. Bu da, yöredeki
sosyal ve kültürel yapıyı kökten etkileyen olay oldu.
KİBOTOS MUHAREBESİ
Doğu Roma(Bizans
) İmparatoru Aleksios Comnenos I(1081-1118), tüm çabalarına rağmen, Selçuklu
tehdidine karşı koyamadı.
Doğu ve Batı kiliseleri
arasındaki gerginliklerin yumuşamaya başlamasını da göz önünde bulundurarak,
1095'te Katolik Kilisesi'nden yardım istedi. Papa 2 nci Urbanus da, Doğu
Hristiyanlarını kurtarmanın bir görev olduğunu ve bu sefere katılanların bütün
günahlarının affedileceğini belirterek, Bizans'a yardım çağrısında bulundu.
Çağrı, Urbanus'un beklediğinden de olumlu tepki uyandırdı ve sefere katılanların
giysi, kalkan, sancak ya da zırhlarında bir haç taşımaları kararlaştırıldı.
Böylece
Haçlı seferleri başladı.
Clermont
Konsili'nin ( 18 Kasım 1095) ardından, bir çok kişi, düzenli ordunun
toplanmasını beklemeden başıbozuk birlikler oluşturarak Doğu'ya doğru yola
çıktı. Bunların en ünlüsü, köyleri ve kasabaları dolaşıp ateşli vaizler vererek
halkı sefere çağıran Pierre L'Ermite ile Yoksul Gautier'di.
Bu öncü
birlikler, 1 Ağustos 1096'da İstanbul'a geldiler. Ne var ki, gelenler son derece
disiplinsizdi ve her fırsatta olay çıkartıyorlardı. Bunlar bir hırsızlığı
bırakıyor, bir diğerine başlıyorlardı. Şehrin varoşlarındaki evlere giriyor,
hatta kiliselerin çatılarındaki kurşunları topluyorlardı. İmparator Aleksios, bu
sebeple bunları mümkün olduğu kadar süratle İstanbul'dan uzaklaştırmaya mecbur
kaldı.
6 Ağustos
1096'da, Haçlı öncülerinin tamamı Boğaz'ın Anadolu yakasına geçirildi.
Bu öncüler,
Marmara Denizi'nin kuzey sahilini takiben İzmit'e kadar geldiler. Burada Alman
ve İtalyanlar ile Fransızlar arasında anlaşmazlık çıktı. Alman ve İtalyanlar,
Pierre L'Ermite'nin idaresini terk ederek Rinaldo adında bir İtalyanı
kendilerine reis seçtiler.
birkaç defa el
değiştirdi. Bu bölgesel belirsizlik, Osmanlı atlılarının bölgede görülmesine
kadar devam etti.
BAFEUS MUHAREBESİ(YALAKOVA
MUHAREBESİ)
XIV ncü yüzyılın
başlarında kurulan Osmanlı Beyliği, Batı'ya, yani Bitinya topraklarına doğru
genişleme siyaseti izlemişti. Güçlü Türk beyliklerinin mevcudiyetinden dolayı,
zaten Doğu'ya doğru genişleyemezdi.
Genel olarak,
Türkmen sınır beyleri, arka bahçelerini Moğol tehdidinden güvende
hissettiklerinde, Bizans sınırlarına akınlarını yoğunlaştırıyorlardı.
1298- 1301
yılları, Türkmenler için Bizans'a karşı tüm batı sınırında taktik akınlara
başlamak için uygundu.
Moğol
hakimiyetine karşı, Anadolu'da Sülemiş isyanı başlamış, İlhanlılar'ın Türkmenler
üzerindeki kontrolleri kaybolmuştu.
Sülemiş, sınır
Türkmenleri arasında seviliyordu. Etkisiz hale getirildiğinde, daha önce onun
komutasında bulunan birlikler batıya hareket ettiler ve Bitinya bölgesinde
Osman'a komşu oldular.
Kısacası Osman,
Batı Anadolu'daki 1298- 1302 yıllarındaki bu kütlesel hareketlerden büyük yarar
sağladı. Oluşan otorite boşluğunu kendi lehine kullandığı gibi, İlhanlı
kontrolünden çıkan Türkmenleri kendi yanına çekmeyi başardı.
Osmanlı atlıları,
her fırsatta Marmara Denizi güney kıyılarına kadar iniyor; bir taraftan da
İznik'e baskı yapıyorlardı.
Bugün, Yalakdere
Vadisi olarak adlandırılan vadideki yolu kontrol eden ve Çoban Kale (Koyun
Hisarı) olarak adlandırılan bir kale bulunuyordu.
Osmanlıların
Halizones Toprakları (Yalak Ovası)'na yönelik tehdidi üzerine, Doğu Roma
(Bizans) İmparatoru Andronikos II Palaiolgos (1282-1328), buraya Mouzalon
komutasında bir birlik gönderdi. Bu birlik, Hersek- İznik yolunu kontrol eden
Çoban Kale (Koyun Hisarı)'yi tahkim ederek güçlendirecek ve Doğu'dan gelen Türk
tehdidine karşı Yalakdere Vadisi'nden geçen yolu tıkayacaktı.
Durumu öğrenen
Osman Gazi, 1301 yılında, buraya 100 kişilik bir birlik gönderdi.
Bu birlik, son
derece stratejik bir noktada bulunan kalenin gücünü ve gelecekte yapacağı
harekâta etkisini ortaya çıkaracaktı.
Osman Gazi'nin
adamları tarafından yapılan ani saldırı üzerine, kalede bulunan .
Mouzalon'un
adamları karşı saldırıda bulundular. Osman Gazi'nin süvarileri önce geri
çekilmelerine rağmen, daha sonra Bizanslıları tekrar kaleye çekilmeye mecbur
bıraktılar.
Bu mevzii başarı,
Osman Gazi'nin, Çoban Kale'yi tespit edip etrafından geçerek , kıyıdaki Yalak
Ovası'na ulaşmak için Yalakdere Vadisi'ni kullanabileceği görüşünü güçlendirdi.
Böylece, bu öncü
muharebesinden sonra, Bafeus Muharebesi meydana geldi.
Osmanlı geleneği,
muharebe meydanını kıyıdaki Yalak Ovası olarak belirler. Kaynaklar, Bafeus
Muharebesi adı verilen çarpışmanın İzmit Körfezi'nin güney kıyılarındaki kıyı
ovasıyla, İznik'ten gelen kara yolunun kıyı ovasıyla birleştiği bir noktada
gerçekleştirdiğinde birleşirler.
Bu da,
günümüzdeki Altınova İlçe merkezinin bulunduğu bölgeye denk gelmektedir.
Muharebe, büyük bir olasılıkla Hersek'te iskele civarında başlamış, ovada ve
İzmit yolunda devam etmiş olmalıdır.
Yalakdere Vadisi
boyunca ilerleyerek Yalak Ovası'na inen Osmanlılar ile, Hersek bölgesinde kıyıya
çıkan Bizanslılar arasındaki çarpışma, 27 Temmuz 1302 günü meydana geldi.
İmparatorun deniz
yoluyla gönderdiği birlikler, gizlice Hersek bölgesinde kıyıya çıktıktan sonra,
Yalakdere Vadisi boyunca ilerleyecek ve İznik'i kuşatan Osman Gazi'nin
birliklerine ani bir baskın yapacaktı.
Ancak, bir Rum
casus vasıtasıyla düşmanın planını önceden öğrenen Osman Gazi, askerlerini
geceleyin gizlice Hersek bölgesine getirmiş ve çıkarma yerleri civarında pusuya
yatmıştı.
Geceleyin,
olasılıkla sabaha karşı, gemiler belli bir düzen içinde kıyıya yanaştılar .
Gemilerde bulunan askerler gürültü çıkarmadan sahile çıkmaya başladılar.
Atlarını ve
çeşitli muharebe gereçlerini gemilerden çıkararak çevreye yayılmaya başlayan
Bizanslılar, birden Osman Gazi'nin askerlerinin ani saldırısıyla sarsıldılar.
Osman Gazi'nin
kuvvetleri ani saldırısı, tam bir baskın havası yaratmıştı.
Bizanslılar gafil
avlandılar.
Bu kritik
noktada, Alanlar büyük bir cesaretle karşı saldırıya geçerek, büyük piyade
kitlesine geri çekilme fırsatı verdiler. Osmanlı birliklerinin çevresini saran
Alanlar, Osmanlı piyadelerine saldırırken, çapraz ok salvosuna tuttukları
süvarilerin atlarını yaraladılar.
Mücadele giderek
şiddetlendi.
Alan paralı
askerleri bir süre inatla direndiler; Ancak, yaya Bizans askerleri erken pes
edince, üstün Türk muharebe gücüne boyun eğmek zorunda kaldılar.
Sonuçta, Bizans
yerel milisleri panik halinde İzmit yolunu tutarken, kurtulabilen Bizans düzenli
birlikleri Alanlar'ın siperi altında, kıyıda bekleyen gemilere koştular ve
İstanbul'a doğru kaçtılar.
Bafeus
Muharebesi'nde elde edilen zafer, Osmanlıların sonraki birkaç on yıl içinde
Bizans ya da Balkan devletlerine karşı alacağı kesintisiz başarılarının
işaretini vermişti.
Prof. Dr. Halil
İnalcık, bunu “...Taktiklerindeki üstünlüklerinin yanı sıra, Osmanlı
hükümdarlarının Anadolu'dan topladıkları sayısız Gazi ya da profesyonel Türkmen
gazinin sadece ganimet beklentisiyle Osmanlı Sancağı altında savaşmaya koşarken,
Bizans ve Balkan hükümdarlarının hazinelerini boşaltacak kadar büyük miktarlar
ödeyerek, Türkopoller de dahil olmak üzere paralı asker bulmak zorunda
kalmalarıydı” diye açıklar.
Sonuç olarak
Osman Gazi, İznik kuşatması ve Doğu Roma (Bizans ) İmparatoru Andronikos II
Palaiolgos'un yardım ordusuna karşı kazandığı zaferle, sınır boylarında yaşayan
Türkmenler ve liderleri arasında benzersiz bir şöhret ve karizma elde etti ; Bu
zafer önderlik ve egemenlik açısından ona ve evlâtlarına kalıcı bir meşrulaşma
zemini hazırladı.
Osmanlı, Yalova
topraklarında meydana gelen bu muharebeden sonra, aşiret olmaktan çıkarak,
kendisine katılanlarla birlikte hızlı bir şekilde devlet düzenine geçti
Gerek 1301'deki
Koyunhisar Muharebesi'nde, gerekse 27 Temmuz 1302'deki Bafeus Muharebesi'nde,
Osmanlılar Bizanslıları yenmelerine rağmen,Çobankale(Koyunhisar) ve deniz
kıyısındaki Yalakonya Kalesi'ni ele geçirememişlerdi.
Yalova yöresi,
1337'de Yalakonya Kalesi ve Çoban Kale düştükten sonra, Emir Ali tarafından
Osmanlı topraklarına katıldı.
XV ve XVI ncı
yüzyıl tarihçileri, yöre için YALAKOVA ve YALAKABAD adlarını kullandılar.
Yalova'nın
Osmanlı topraklarına katıldığı dönemde, yörede Rum ve Ermeni nüfus hakimdi.
Bundan sonra Müslüman Türk nüfus giderek arttı. Ardı ardına gelen savaşlar ve
bunlar arasındaki devrelerde büyük nüfus değişiklikleri meydana geldi.
Yunanistan'dan, Bulgaristan'dan, Yugoslavya'dan, Romanya'dan ve Kafkasya'dan
bölgeye gelenler oldu.
Yalova, zaman
zaman Bursa merkez sancağına ve İzmit sancağına bağlandı.
1 nci Dünya
Savaşı sırasında Yunan işgaline uğrayan Yalova, 19 Temmuz 1921'de düşman
işgalinden kurtuldu.
Sosyal yapıdaki
karmaşanın yanında, Yalova kent merkezi sivrisinek yatağı olduğundan, yerleşim
için tercih edilen bir yer değildi.
Yalova ve
yöresinin kaderi, Atatürk'ün 19 Ağustos 1929'da Yalova'ya gelişiyle değişti.
Yalova'yı adeta
yazlık bir başkent yapan Atatürk'ün isteğiyle 1930'da İstanbul'a bağlanan
Yalova, 5 Haziran 1995 tarihli ve 550 sayılı Kararname ile de il yapıldı.
KURTULUŞ
SAVAŞI'NDA YALOVA
30 Ekim 1918'de
Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından sonra, Anadolu yer yer işgal edilirken
Yalova, Akköylü İbo'nun kurduğu teşkilat ve düzen sayesinde bu işgalin dışında
kalmıştı.
10 Ağustos
1920'de Sevr Antlaşması imzalandı.
Ağustos ayının
sonlarında, İbo'nun tuzağa düşürülerek esir alınmasıyla birlikte, Yalova ve
civarına Yunan işgali başladı. Bu, aynı zamanda
civarda bulunan Rum ve Ermeniler'le Müslüman Türkler'in aralarının açılmasının
da başlangıcı oldu. Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin işgali bir yandan, halkın
kurduğu çetelerle olaylara karışması bir yandan, bölge bir anda kan gölüne
döndü. Çeşitli çetelerin amansız saldırılarına karşı, önce canlarını, sonra
köylerini korumak için bir araya gelenler, küçük küçük müfrezeler oluşturdular.
Özellikle, 2 nci
İnönü Muharebesi'nden sonra, katliam giderek tırmandı.
Bu günler, aynı
zamanda Kuva-yı Milliye'nin düzenli orduya geçtiği günlerdi. Askeri rütbesi
Kaymakam olan Hulusi Gökdemir, Demir kod adıyla Yalova'ya sivil Kaymakam olarak
atandı. Bundan sonra, bölgede bulunan unsurlar, giderek tek komuta altında
toplanmaya başladılar. Demir Bey, gelişen olaylar sonunda, milli mücadele
döneminin Yalova'da en önde gelen ismi oldu.
Ancak, Anadolu
içlerinde işler iyi gitmiyordu. Türk Ordusu, Eskişehir- Kütahya muharebelerinde
yenilmiş, Sakarya Nehri doğusuna çekiliyordu.
Marmara
Bölgesi'nde bulunan Yunan kuvvetleri, bu durumdan yararlanmak istediler. Marmara
güney kıyıları Yalova, Armutlu Yarımadası stratejik hedefti ama, asıl amaç Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin savaş gücünün tamamen ortadan kaldırılmasıydı.
Yunanlılar, Türk Ordusu'nun içinde bulunduğu durumdan yararlanarak asıl
amaçlarına ulaşmak için, Marmara Denizi güney kıyılarında ve Yalova'da bulunan
kuvvetlerini azaltarak önce Bursa bölgesine çektiler, buradan da doğuya
kaydırdılar.
Bölgede
Yunan hakimiyeti kayboldu.
Dağlarda
bulunan müfrezeler, oluşan yeni durumdan yararlanarak, teker boşalan yerleri ele
geçirmeye başladılar.
4 Temmuz 1921'de
bir milli müfreze Karamürsel'e,
19 Temmuz 1921'de
de Yalova Müstakil (Bağımsız) Bölüğü'nden bazı unsurlar Yalova'ya girdi.
Burhaniye Müfrezesi, bu sırada Müstakil Bölüğe katılmamıştı ve Burhaniye
Köyü'nde bulunuyordu.
Yunan askeri
bir daha Yalova'ya girmedi.
Anadolu
içlerinde Sakarya'da uğradığı yenilgiden sonra geri çekildi ; kendine uygun bir
hatta savunmaya çalıştı.
Büyük Taarruz,
bir sene sonra başlayabildi. Hazırlıklar ancak bitmişti.
26 Ağustos
1922'de başlayan Türk taarruzu karşısında Yunan askeri, büyük bir bozguna
uğrayarak İzmir'e doğru kaçtı.
Yalova
bölgesinde toplanan Halit (Karsıalan) Paşa komutasındaki Sağ ve Sol Kol
Birlikleri (Yalova Müstakil Bölük unsurları da dahil), 4 Eylül 1922'de, Gemlik
istikametine doğru harekata başladılar.
Sonuçta, 18 Eylül
1922'de, son Yunan askeri de Anadolu'dan çekildi.
Günümüzde, Uğur
Mumcu Kültür Merkezi'nin önünde bir Anıt bulunmaktadır. Bu Anıt, kurtuluş Savaşı
sırasında, Yalova civarında şehit olanların ve kahraman gazilerin anısına
dikilmiştir.
|