Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

rehberlik

Giriş
   
 
 
 
 
 
SOSYAL FOBİ
 
 
 Sosyal Fobi; bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar.
Başkalarının kendileriyle ilgili olarak anksiyeteli, zayıf, kaçık ya da aptal gibi yargılarda bulunacağını düşünürler. Ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varacaklarıyla ilgili kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkalarıyla karşılıklı konuşurken aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin sallandığını görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için başkalarının yanında yemekten, içmekten ya da yazı yazmaktan kaçınabilirler.
Sosyal fobinin tipleri var mıdır?
Sosyal fobi iki şekilde görülür. Korkular bir çok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip, bazı durumları kapsıyorsa (Başkalarının önünde imza atmak, yemek  yemek,  konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tiptir.
Ne sıklıkta görülür?
SF’nin yaşam boyu görülme oranı % 2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Türkiye’de üniversite öğrencilerinde yapılan araştırmada %24’ünde bu hastalığın olduğu saptanmıştır.
SOSYAL FOBİ HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR?
Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlar (10-17 yaş) Yaygın tipin daha erken yaşta başladığına dair bilgiler vardır.
 
 
KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?
Maddi durumu ve sosyal konumu yetersiz, hiç evlenmemiş, işsiz ve eğitim düzeyi yüksek olmayanlarda sık görülmekle birlikte, hastalığın erken dönemlerinde toplum içine yeterince çıkmama da risk etmenleri arasındadır. Kalıtımdan daha çok, çocuk yetiştirme tarzı, ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesi ve ebeveyn modeli önemlidir. Çocukluk çağından itibaren aşırı çekingen olan kişilerde, gelecekte SF gelişme riski daha yüksektir
Sosyal Fobi mi çekingenlik mi?
Toplulukta konuşma, sosyal ortamlarda kendini ifade edebilme gibi konularda çekingenlik sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı hastalık kapsamında değildir. Hatta bir işe başlamadan önce “yapamazsam rezil olur muyum?” düşüncesi kişiyi motive eder ve daha iyi hazırlanmasına yardımcı olur.
Sosyal fobi demek için ise kişide korkunun yanı sıra kaçınma davranışlarının olması gerekmektedir. Ya da kişi kaçmıyorsa, bu duruma katlanmaya kendisini zorluyorsa; büyük bir sıkıntı yaşar. Ayrıca SF ’de kişi korkularının aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Eğer gerçekten korku duyulması gereken anlamlı bir olay varsa, tanı SF değildir. Örneğin sözlüye hiç çalışmamış bir öğrencinin sınıfta adının çağrılmasından korkması gibi.
Sosyal Fobinin Belirtileri Nelerdir
SF’de korkulan durumla karşılaşıldığında bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bunlar yüz kızarması, terleme, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes kesilmesi, nefes darlığı, mide barsak sisteminde rahatsızlık, diyare, kas gerginliği, titreme gibi. Bu sırada aklından geçen düşünceler “güçsüzüm, yetersizim, çirkinim, beğenilmiyorum, sevilmeye layık değilim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğumu belli etmemeliyim, rahat davranmalıyım, kusursuz görünmeliyim, herkesin beğenisini kazanmalıyım” şeklindedir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir.
 
Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde belirlenen sosyal durumlar şu şekildedir:
Toplum içinde telefonla görüşme
Küçük bir grup etkinliğinde yer alma        
Toplum içinde yemek yeme         
Toplum içinde bir şeyler içme        
Yetkili biri ile konuşma                        
Dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma                                                           
Başkaları tarafından izlenirken çalışma        
Başkaları tarafından izlenirken yazma          
Çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme
Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma
Yabancılarla karşılaşma                                 
Genel tuvaletleri kullanma                             
Birilerinin oturduğu odaya girme                   
İlgi odağı olma                                                 
Bir toplantıda hazır olmadan konuşma yapma     
Yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma  
İyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme           
Çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma                                               
Önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma
Alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etme                                                        
Parti / davet verme                                                     
Israrlı bir satıcıya karşı koyma     
 
NEDENLERİ?
Sosyal fobide kalıtsal geçişin rolü çok güçlü olmasa da vardır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. En önemli etmenlerden biri beyinde bir takım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğudur, özellikle serotonin adı verilen bu kimyasal maddenin SF’lilerin beynindeki oranının normalden az olduğu veya iletimde aksaklıklar bulunduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca zihinsel altyapısı önceden hazırlanmış olan SF bazen belirli bir olaydan sonra gün yüzüne çıkmış ve örseleyici bir yaşantı ile koşullanarak yerleşmiş olabilir.
Örneğin öğrenci sınıfta ders anlatırken bir hata yapmış ve arkadaşları ona gülmüştür. O da küçük düştüğünü, rezil olduğunu düşündüğü için utanç hissine kapılmış ve bedensel belirtiler göstermiştir. Bir dahaki sefere ders anlatmak için yine tahtaya çıktığında önceki deneyimi olumsuz beklentilere yol açacak, bulunduğu ortam duygularını tetikleyecek ve belirtiler ortaya çıkacaktır.
Çocuk yetiştirme biçimi de hastalığın oluşmasında önemli etmendir. Genelde aşırı koruyucu, ya da ret edici, duygusal sıcaklıktan yoksun, katı anne babalar olabilir.
Bazen çocuktan yüksek beklentileri olduğunda bunlara ulaşılamayınca çocuk cezalandırılabilir, böylece başarısızlık korkusu gelişebilir. Tanıdık olmayan ortamlara, insanlara ve nesnelere aşırı korku duyma olarak tanımlanan davranışsal ketlenmenin, sosyal fobi  gelişiminde öncül belirti olduğu söylenmiştir.
 
SOSYAL FOBİ NASIL TEDAVİ EDİLEBİLİR?
SF tedavisi olan bir hastalıktır. Her şeyden önce gerçekçi beklentiler içinde olmak gerekir. Beraberinde diğer psikiyatrik hastalıkların olması, başlangıç yaşının erken olması, kişinin tedavi isteği gibi bir çok etken tedavinin başarısını etkilemektedir.
SOSYAL FOBİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?
SF’de ilaç tedavisi ve psikoterapi ( konuşmaya dayalı ruhsal tedavi) uygulanır. Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genelde her ikisinin beraber uygulanmasında başarı daha yüksektir. İlaç tedavisinde özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar seçilir. Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler oluşabileceği, zamanla bu belirtilere vücudun alışabileceği hastaya bildirilir. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz, kalıcı hasar veren yan etkileri yoktur. İlaç etkisinin ortaya çıkması için iki-üç hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmelidir. Tedavi süresi, ortalama 9-12 aydır. 
SF’de en sık uygulanan terapi şekli Bilişsel ve Davranışçı Terapidir.  Bilişsel terapide kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Davranışsal terapide ise model olma, yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler vardır. Ayrıca aile ve grup terapisi de uygulanabilir.
 
Ne yapmalıyım?
Her şeyden önce SF’nin bir hastalık olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Çekingen kişilik bozukluğu ile birlikte sık görülmesi,  toplum tarafından bu özelliklerin genellikle efendilik olarak kabul edilmesi kişileri tedavi arayışından alıkoymaktadır.
Oysa kaybettikleriniz neler? İyi bir iş, bir arkadaş, yalnız olmamak, kendine güvenmemek ve birçok şey daha sıralayabiliriz. Bunun için en yakın zamanda ve yakınınızda olan bir uzmana başvurun.
 
 
 
 
 
ÇOCUKLARDA ENDİŞE
 
BÜLTEN
 
  
ÇOCUKLARIN DA YETİŞKİNLER GİBİ KAYGILARI VAR.
 
         Genel anlamda anksiyete kaygı, sıkıntı, bunaltı, endişe olarak adlandırılır. Anksiyete yaşayan kişi bu durumu "kötü bir şey olacakmış hissi", "hoş olmayan bir endişe hali" ya da "nedensiz bir korku" şeklinde ifade eder. Anksiyete bozuklukluğu ise somatik belirtilerin de eşlik ettiği, normal dışı, nedensiz bir tedirginlik ve korku hali olarak tanımlanabilir. Somatik belirti olarak kast edilen, hiçbir fizyolojik neden olmamasına rağmen kişinin ishal, baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikâyetlerinin olmasıdır. Anksiyete koruma ve adaptif işlevi olan normal bir duygu durumudur, olası tehlikeleri haber verip önlem alınmasını sağlar. Çocuklar ve ergenler yetişkinler gibi korkularını sıkıntılarını tanımlayıp bildiremezler ve böyle bir durumla karşılaştıklarında yetişkinlerden farklı şekillerde tepki gösterirler (örneğin, ağlama, sinirlilik, öfke nöbetleri, somatik belirtiler). Bu nedenle çocuklarda gözlemlenen anksiyete sayesinde onların sıkıntıları ya da rahatsızlıkları fark edilir.
 
          Çocuklarda çok sık görülen korku ile anksiyeteyi ayırmak çok önemlidir. Korku kaynağı belli, dıştan gelen bir etki ile gerçekleşir ve verilen tepki her zaman kesindir. Yani çocuğun "korku tepkisi" belirli bir nesneye karşı ise ve o nesne her zaman aynı şekilde reaksiyon alıyorsa buna korku diyebiliriz. Çocuğun evrimsel dönemine göre korktuğu şeylerde değişir. On ikinci aydan itibaren yabancılardan, garip yerlerden ve yüksekten korkma başlayabilir.
 
         Okul öncesi çocuklar yalnız kalmaktan, karanlıktan, hayvanlardan ve hayali yaratıklardan korkabilirler. Okul çağı çocukları doğaüstü güçlerden, değerlendirici ya da sosyal durumlardan, doğal afetlerden hastalık ve kazalardan korkarlar. Korkular kişinin yaşına uygun olmayan şekilde gerçekleşmeye başlarsa bu duruma "fobi" denir.
         Anksiyete ise korkulara göre daha hayatın içine yayılmıştır. Nedeni belli değildir ya da nedeni korkuda olduğu gibi dış nedenler değil içsel nedenlerdir. Bu sebepten dolayı, kaynağının araştırılması gerekir.
 Belirtiler
 Benlik algısında düşme
Sulu dışkı
Aşırı terleme
Titreme • Bulantı • Baş ağrısı
Karın ağrısı • Bağırsak sendromu
Sık idrara çıkma
Huzursuzluk
Çarpıntı • Bayılma
Ellerde uyuşma
Tırnak yeme • Parmak emme
Sinir/öfke nöbetleri
Tik/kekeleme
Ağlama
Sosyal izolasyon
Sosyal işlevlerde yetersizlik
Akademik başarısızlık
         Bütün bunların yanında bir çocuğa anksiyete bozukluğu tanısı koymak için aşağıdaki semptomlardan en az birinin kaygı ve kuruntu semptomları ile birlikte 6 ay süreyle çocukta yoğun bir şekilde ile gözlemlenmiş olması gerekir.
 Huzursuzluk, aşırı heyecan ya da tasalanma
Kolay yorulma
Düşüncelerini odaklayamam ya da zihnin durmuş gibi olması
İrritabilite, çabuk kızma
Kas gerginliği
Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekme ya da huzursuz ve dinlendirmeyen bir uyku uyuma)
Nedenler
         Bağlanma problemi ya da bağlanılan modelden ayrı kalma: Bağlanılan model çoğunlukla anneler olmakla beraber bazen babalar veya her iki sininde olmadığı durumlarda nine ve dedelerde olabilmektedir. Bağlanılacak modelin olmaması ve bağlanılan modelden ayrı kalma ayrılık kaygısı bozukluğuna yol açabilmektedir.
         Aşırı korumacı bağlanma modeli: Bağlanma modelinin çocuğu kendi kaygısı nedeni ile sürekli koruması ve yanından ayırmaması sonucu çocuğun yalnız kalmaktan ve tek başına bir iş yapmaktan kaçınması durumudur. Anne çocuğun tek başına bir iş yapmasına izin vermediği ve yanından hiç ayırmadığı için, çocukta "ben tek başıma hiçbir şey yapamam" anlayışı gelişir. Bu sebeple anne olmadığı zaman çocuk kaygılanır ve annenin yanından ayrılmaktan sürekli kaçınır.
Aile ihmali • Boşanma, ölüm gibi stres yaratıcı olaylar
Anne-babanın stresli olması,
Çocuktan aşırı beklenti,
Genetik faktörler: Anksiyete bozukluğu olan insanların birinci derecede akrabalarında, anksiyete bozukluğu olmayanlardan beş kat daha fazla görülmüştür.
         Ayrılık Kaygısı Bozukluğu: 7 ay - 6 yaş aralığında bağlanılan modelden yarı kalmaktan kaçınma normal bir tepkidir. Fakat ayrılık anksiyetesi çocuğun yaşına ve normal gelişimsel düzeyine uygun olmayacak şekilde 4 hafta sürer ise buna "ayrılık kaygısı bozukluğu" denir.
         Bu durumdaki çocuklar yapışarak, ağlayarak, yalvararak ya da somatik yakınmalarda bulunarak ayrılığı engellemeye çalışırlar. Korkunun altında yatan, bağlanma figürüne ya da kendisine zarar geleceği ve bu şekilde sürekli ayrılığı yaşayacağıdır.
         Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklarda kaygıdan dolayı akademik başarıda düşme, okulda arkadaşları ile vakit geçirmeme, sosyal faaliyetlere katılmama, arkadaşlarının evine gitmeme görülür. Bu durumdaki çocuklar yalnız kalmaktan tedirgin olurlar, tek başlarına odada kalamazlar ve annelerine yapışık bir şekilde yaşamak isterler. Gece yalnız uyuyamazlar; şayet ebeveynlerin odasına gitmeleri yasaksa onların kapısının önünde uyudukları bile görüle bilinir, geceleri taşıdıkları bu korkuyu yansıtan kâbuslar görürler.
AİLEYE ÖNERİLER
-  Ana babalar endişelerin, “kimsenin kabahati olmadığını” görmeye başladıklarında, çocuklar duygularının sorgulandığını ya da yargılandığını değil, kabul edildiğini hissederler. Çocuğunuzun kaygısını anlamak, onu olduğu gibi kabul etmektir. Çocuğunuzu kabul etmek kapıyı değişime kapatmak değil, aslında ardına kadar açmanın anahtarıdır.
-  Sorulara olabildiğince somut yanıtlar verin. Önemli olan cevapların bir yetişkine verilebilecek kadar tam ve ayrıntılı olması değil, çocuğunuzun anlayabileceği kadar net ve basit olmasıdır. Doğruyu söyleyin; ama bir dereceye kadar… Onu bilgilendirirken yaş düzeyini ve duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurun.
-  Daima çocuğunuzdan gelen sorularla başlayın. Ona durumla ilgili ne bildiğini, ne düşündüğünü ya da ne duyduğunu sorun. Bu, onun bildikleri üzerine gerektiği kadarını eklemenize imkân verir.
-  Bize çok klişe gelen bir bilgi, çocuk için daha önce tekrar tekrar söylenmiş bile olsa, çok rahatlatıcı olabilir. “ Büyükannen biraz hasta ama doktorlar ona çok iyi bakıyorlar.” , “Güvendesin, ben seni daima koruyacağım.”
-  Olayların korkutucu yanını ve risklerini ön plana çıkarmaktansa güvenliğe ve çocukların güvenliğini arttırmak için yapmaları gerekenlere odaklanın. Böylece çocuğunuz kendini sizin kontrolünüz altında hisseder, bu da ona güven duygusu verir. Örneğin, “Dışarıdayken uyulması gereken güvenlik kuralları nelerdir? Okulda? Alışveriş merkezinde?”  ya da “Güvenlik için aile kurallarımız…”diye açıklama yapmak, çocuğa “Dışarıda sana zarar vermek isteyen yabancılar var” demekten çok daha farklı şeyler hissettirir.
-  Kaygılı çocuklar çoğu zaman hataları olmayan şeylerden kendilerini sorumlu hissederler. O olayın sebeplerinin, çocuğunuz tarafından kesin bir şekilde anlaşıldığından emin olun.
-  Belirsizlik durumları için “Bu, cevapların hepsini tam olarak bilemediğimiz durumlardan biri. Ama merak etme biz buradayız ve bununla baş edebiliriz” mesajını vermek, bazı zamanlarda biraz belirsizlikle yaşayabileceğinize dair duyduğunuz güveni gösterecektir.
-  Televizyon izlemeye sınır getirin. Özellikle haber programları ve yetişkinler için hazırlanan belgeseller çocuklar için uygun değildir. Televizyon haberleri bir yandan bilgilendirici olsalar da, aslında içeriği korku filmlerini aratmaz. Özellikle küçük çocuklar tekrar tekrar yayınlanan görüntüleri, aynı şeyin sürekli tekrarlandığı gibi yorumlayabilir. Ayrıca bir olayın kendilerinden ne kadar uzakta olduğunu kestiremezler. Daha büyük çocuklar için gazete ve televizyon haberlerini birlikte gözden geçirebilir ve doğru şekilde anlamaları için yardımcı olabilirsiniz. Haberler üzerinde konuşmak, sorular sormasına izin vermek çocuk için rahatlatıcı olabilir.
-  Çağımız çocukları, bilgiye ulaşma konusunda çok daha serbest ve yetenekli olduklarından, birçok düşünce, bilgi ve görüntüyü kafalarında değişik kombinasyonlarda birleştirebilmekte, dünyayı daha tehlikeli bir yer gibi algılayabilmektedirler. Bu noktada çocuğun hayal gücünün geniş olması onun kendisini ilgilendirmeyen konuların üzerinde bile çok düşünüp korkmasına sebep olabilir.
Psikolog E.Güliz UMAÇ AKKANAT İletişim: 0226 811 30 00-5099

 

 

 

 
TC.
YALOVA VALİLİĞİ
Emniyet Müdürlüğü
PANİK ATAK
       
Panik halinde çok şiddetli duygular yaşarız. Zaman zaman birçoğumuza uğrayan ve çok sıkıntı verici bir durum olan panik atak, hayat kalitemizi ciddi anlamda düşürür. Panik atağı olan kişi, evden çıkamaz hale gelebilir, atak gelecek korkusuyla çarşıya, pazara gidemeyebilir, otobüslere binemeyebilir, yardım almanın zor olacağı yerlere girmekten kaçınabilir, yalnız kalamaz, hep yanında birilerinin olmasını ister.
  Panik atağın belirtileri nelerdir?
 Aşağıda sıralanan belirtiler, panik bozukluğu olan hastalarda bir panik atağı esnasında sıkça görülen belirtilerdir. Bu belirtilerin tek başına veya kombinasyon halinde ortaya çıkması söz konusu olabilmektedir.
·         Çarpıntı, nabız hızlanması veya düzensiz nabız
·         Baş dönmesi, uyuşukluk veya halsizlik hissi
·         Nefes daralması veya nefes zorluğu
·         Terleme
·         Göğüs ağrıları veya göğüste fenalık hissi
·         Titreme veya sarsılma
·         Sıcak-soğuk basmaları
·         Nefes tıkanıklığı veya boğulma hissi
·         Vücudun belli uzuvlarında karıncalanma veya uyuşma hisleri
·         Ölüm korkusu
·         Mide bulantısı veya mide-barsak şikâyetleri
·         Gerçek dışılık veya benliğini yitirme hisleri
·         Çıldırma korkusu
·         Kontrolü kaybetme korkusu
        Bu belirtilerin sonuçları da çoğu zaman belirtilerden hafif
        değildir. Bu tür hastaların başvurduğu davranış biçimleri şöyle      
        sıralanabilir:
·         Önleyici davranış biçimi (izolasyon derecesine varacak kadar sosyal hayattan uzaklaşma)
·         Kendi kendisini tedavi etme eğilimleri (tablet veya alkol alıp, „her şey daha da kolaylaşacak veya her şeye daha rahat katlanabileceğim“ tutumu)
·         Uyuşmazlıklar (ailevi ve/veya mesleki türde)
·         Beklenti anksiyetesi (korkudan korkma)
    Panik Atak Anında Yapılması Gerekenler
·         Kişi o anda ne yapıyor idiyse aşırı bir felaket hissine, aşırı bir kaygıya kapılmadan o işe devam etmeye çalışmalıdır.
·         Panik atak geçiren birisi o sırada vücudundan aldığı duyumları aşırı derecede yorumlamaya başlar. Oysa zihnimizi herhangi bir bedensel duyuma, örneğin ağrıyan başımıza, kaşınan sırtımıza odaklarsak fark ederiz ki odaklanmayla beraber ağrı ya da kaşıntı artar. Panik atak, aniden bastıran endişe atağı, endişe nöbetidir. Bu endişe on dakika içinde tırmanır tırmanır, en üst noktasına vurur ve ondan sonra yavaş yavaş azalarak kaybolur.
·         Atak gelir gibi olduğunda kişinin şöyle düşünmesi gerekir: "Vücudumdaki karıncalanma hissi acaba başka şekillerde değerlendirilebilir mi?
·         Acaba bir başkası buna benzer bir karıncalanma hissetseydi benim gibi endişeye kapılır mıydı? Bu belirti hep burada mı kalacak yoksa bir saat sonra tamamen geçecek mi? Acaba ben mi bazı şeyleri abartıyorum?"
 
·         Atak anında yapılmaması gereken şey ise; kaçınma davranışıdır. Eğer herhangi bir durum size panik atak hissi veriyorsa, yani vapura bindiğinizde kalbiniz hızlı hızlı atmaya başlıyor ve panik atağa gireceğinizi düşünüyorsanız, asla vapura binmekten kaçınmamalısınız.
 
 
·         Paniği hissetmeye başladığınızda hemen nefesinizi değiştirmenizi öneriyoruz. Önce burnunuzdan yavaşça nefes alın ve bunu yaparken de aklınızdan sayın: bir, bin, iki, bin. Ardından nefesinizi dört saniye süreyle ağzınızdan verin. Bunu yaparken aklınızdan dört saniyeyi, aynı yöntemle sayın. Bu işlemi en az atmış saniye süreyle tekrarlayın. Hemen ardından zihninizi pozitif ve rahatlatıcı bir diyalogla doldurun.
 
·         Eğer bu hastalığı yaşayan bir yakınınız varsa ona olan davranışlarınıza da dikkat etmeniz gerekiyor. Ona durumun geçici olduğunu anlatın. Düşünceleriyle alay etmeyin, küçümsemeyin. Onunla bol bol konuşun. Hastaya nefes alma egzersizleri yaptırın. Olumlu yaklaşımınız onu rahatlatacaktır.
 
REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA BÜRO AMİRLİĞİ
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

  • PAMER
  • Polis Radyosu
  • Kurumsal E-Posta
  • Polsan
  • Emniyet Teşkilati Mensupları Hanımları Yardımlaşma Derneği
  • UPEM
  • TUBİM
  • Suç Önleme Sempozyumu
  • UTSAS Sempozyumu
  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER
  • KGYS